Yurtdışından İş Bulmak

Herkese Merhaba! 👋

Yurtdışına yerleşmeye karar verdikten sonra atılan en somut adım muhtemelen iş başvuruları ve sonrasındaki mülakat süreçleri. İş görüşmelerinin iki tarafında da bulunmuş biri olarak, yani hem bizzat teknik görüşme yapan hem de birçok kez iş değişikliği için mülakata giren biri olarak, söyleyebilirim ki her aşamasıyla çok heyecanlı bir süreç.

Olumlu ya da olumsuz bir izlenim vermenin, iki taraf için de bir cümleye baktığı, bazen bir reddedilme maili ile bazen de mutlu haberler için gelen bir arama ile en sağlam aksiyon filmlerinden de büyük bir aksiyon aslında.

Çok uzatmadan başlayalım deneyimlerimizi aktarmaya. Yazının başında belirttiğim üzere, kendi deneyimlerimi girdiğim mülakatlardan anlatırken bir yandan da teknik işe alımcı olarak gerçekleştirdiğim mülakat deneyimlerimi de paylaşarak faydalı bilgiler vermeye çalışacağım. Tabi genel olarak yazılım mühendisliği örneğinden yola çıkacağız. Fakat diğer meslek gruplarından arkadaşlar için de genel süreçler hakkında ve özel sektörün işe alım süreçleri ile ilgili güzel detaylar barındıracağına inanıyorum. O halde, haydi başlayalım.

İlk Adım Dikkat Çekmek

Öncelikle ilk adım etkileyici bir CV hazırlamak. Tabi ki, bu konu hem çok detaylı olduğundan hem de ilk adımımız olduğu için, bu konuyu ayrı bir yazıda anlatmak istedim. Etkili CV Hazırlama önerilerimi bu yazımda bulabilirsiniz.

CV’miz hazır ise o zaman başvurulara başlayabiliriz. Yurtdışı başvuruları için tabi ki birçok farklı platform var. Bunlardan kısaca bahsedeceğim fakat bence önemli olan konulardan biri de bu işe zaman ayırmak. Yani ne kadar kaliteli ve çok sayıda başvuru yaparsak, şansımızı o kadar arttırırız. Başvururken de dikkat edeceğimiz bazı konular var tabi ki, şimdi detaylara girelim.

Başvuruyu nerden, nasıl yapalım?

Yurtdışı iş başvuruları için ilk platformumuz Linkedin. Son yılların en rağbet gören profesyonel network platformu. Eğer halihazırda bu platformda bir profiliniz yoksa mutlaka oluşturmalısınız. Bu platformda deneyimlerinizi ve kişisel bilgilerinizi girebileceğiniz bir profil bölümü mevcut. Bu bölüme en doğru bilgileri, İngilizce ve detaylı bir şekilde vermek çok önemli. Bunun altında yatan iki sebep var. Birincisi, başvurularınız sonucunda çoğu zaman Linkedin profiliniz de ilan sahibi şirket ile paylaşılır ve profilinize girip tekrardan bir inceleme yapabilirler. İkinci olasılık da iyi doldurulmuş bir profil ile “yetenek avcıları”nın dikkatini çekerek başvuru yapmadan dahi kendinizi iş görüşmesi sürecinde bulabilirsiniz.

Eğer profilimiz hazırsa sıradaki işlem iş başvurularına başlamak. Seçtiğiniz ülkeyi ve iş ünvanınızı filtreleyip iş araması yaptıktan sonra iki çeşit başvuru methodu bulunuyor: Easy Apply ve Apply. Farklarını anlatmadan bir blogda gördüğüm ve büyük oranda katıldığım bir düşünceyi paylaşarak başlayalım: “Easy Apply, Easy Rejection“.

Linkedin’in Easy Apply özelliği ilk çıktığında büyük talep oluşturdu. Hem adaylar hem de şirketler için çok tercih edildi. Temel sebebi ise , adayın iş başvurusu yapmasının neredeyse sadece on saniyesini almasıydı. Tabi şirketler için de güzel bir özellikti, adaylar bu kolay başvuru sayesinde daha çok başvuru yapıyordu ve aday havuzları doluyordu.

Tecrübe etmeyenler için özetlemek gerekirse, şirketin varsa sorularını cevaplıyorsunuz, şu teknolojide kaç yıl deneyiminiz var gibi. Sonrasında da kişisel bilgilerinizi girip CV’nizi yüklüyorsunuz ve tebrikler başvurdunuz! Bu aşamadan sonra, CV’niz bir mail olarak şirketin yönlendirdiği kişiye düşer ve İnsan Kaynakları ya da Teknik görüşmeci bu CV’ler arasında birer birer inceleme yapar.

Her ne kadar başvuru sürecinde bir pratiklik sağlasa da sonrasında hem teknik görüşmeci hem de İnsan Kaynakları için mailleri uzun uzun incelemek ve tüm süreci yine manual olarak yönetmek gerekir. Yüzlerce başvuru geldiğini düşünün. Her ne kadar başlangıçta pratik olsa da sonrasında kaotik ve yönetilmesi güç bir duruma doğru gidiyor. Bu sebeple artık çok tercih edilen bir özellik değil. Bir örnek vermek gerekirse, Berlin için 5600 küsür Software Engineer ilanı, Easy Apply olanları filtrelediğimizde 500’lere düşüyor.

Şuan çoğu şirketteki trend, ATS (Applicant Tracking System) entegrasyonu kullanmak. Yani, Linkedin “Apply” özelliğini kendi kariyer sayfalarına yönlendiriyorlar. Sizden bilgileri girip CV’nizi yüklemenizi bekliyorlar. Sonrasında sizin başvurunuz ATS sistemine düşüyor. Bu ATS sisteminde uçtan uca aday takibi mümkün. Yani adayların başvurularını filtreleyip, bu başvurularla sürece başlayabilir ve sürecin tamamını tüm işe alımcılara açık olan bu platformlardan online bir şekilde yönetebiliyorlar. Tabi ki işveren için bu pratikliğinden ötürü çoğu şirket artık adaylardan zaman ayırmasını ve kendi kariyer sitelerinden bilgilerini detaylıca doldurmasını bekliyor.

Peki aday açısından bu durum bizi nasıl ilgilendirir. Tabi ki ilk aklımıza gelen problem zaman ve emek harcamak. Easy Apply ile on-onbeş başvuru yapacağımız sürede kariyer sitesinden bir başvuruyu tamamlayabiliriz muhtemelen. Çünkü bilgileri detaylıca girmek gerekiyor.

Kendi deneyimlerimden bahsedecek olursam ben de ilk yurtdışı başvuru sürecime Linkedin’de Easy Apply başvuruları filtreleyerek başlamıştım. Sebebi de tamamen hızlı bir şekilde onlarca şirkete başvurabilmemdi. Fakat malesef, istediğim şekilde geri dönüşler alamadım. Sonrasında, bu başvuru işine daha çok zaman ayırmaya ve özenerek birer birer başvurularımı yapmaya karar verdim. Bu stratejik hamle ile, geri dönüşlerin de hatrı sayılır derecede arttığına şahit oldum. Bu sebeple ilk önerim, Easy Apply olarak da başvuru yapın fakat mutlaka zaman ayırıp başvurulara doğru ve detaylı bilgileri de girerek diğer ilanlara da başvurun. Bu geri dönüş olasılığınızı katlayacaktır.

Şu kabul edilebilir gerçek, bir süre sonra üst üste başvuru yapmak gerçekten insana zor geliyor. Bu noktada da önerim o günlük başvuru yapmayı noktalayıp, daha motive bir şekilde belirli bir süre sonra tekrar başlamak. İsteksizce yapılan bir başvuru aslında çok düşük şans demek.

Her ne kadar “Easy Apply” ve “Apply” farklı da olsa, Linkedin her zaman benim ilk seçeneğim diyebilirim. Birçok şirket aktif şekilde Linkedin’i iş ilanları açmak için kullanıyor ve Avrupa’nın birçok bölgesinde yüzlerce “talent hunter”, başvuru yapmasa dahi, yeteneklere ulaşarak müşterileri için yazılımcı bulmaya çalışıyorlar. Linkedin en trend uygulama olsa da tabi ki tek seçenek değil, şimdi de biraz diğer seçeneklere bakalım.

Stackoverflow dahi olmak üzere birçok farklı seçenek olsa da, biz iş arama sürecimizde Linkedin’den farklı olarak sadece Glassdoor ve Indeed platformları üzerinden şansımızı denemiştik. Bu platformlarda çok başvuru yapmadığımız için detaylı bir bilgi veremiyorum ama referans olması açısından bu sitelerin de ismini paylaşmış olalım.

Çeşitli iş arama sitelerinden farklı olarak başka bir bakış açısı daha getirmek isterim. Özellikle Avrupa’da bazı şirketler, bütün işe alma sürecini kendi kariyer sitelerinden yönetiyorlar. Daha önceden de açıkladığım gibi, Linkedin üzerinden ilanını çıkan şirketler de kendi kariyer sistemlerinde başvuruları toplasa da Avrupa’da bundan farklı olarak hiç Linkedin’e ilan çıkmayan da birçok şirket mevcut. Hatta şuan çalıştığım şirket de bu yöntemi izliyor. Yani özetle, iş ilanlarını herhangi bir siteye; Linkedin, Glassdoor gibi, vermektense sadece şirket web sitelerinin kariyer sayfasında açıyorlar ve tüm süreci burdan yönetiyorlar. Bu sebeple bu şirketlerin ilanına başvurmak için kariyer sayfalarına gidip açık pozisyonları incelemekten başka bir yol mümkün olmuyor. Peki nerden bulabiliriz bu şirketleri?

Eğer yerleşmek istediğiniz ülkeye ya da şehre karar verdiyseniz, öncelikle bu aramayı ülkeyi de ekleyerek yapmanızı öneririm. Aramada da çok basit bir kaç “kilit kelime” kullanarak Google’dan çok güzel blog yazıları bulmanız mümkün. Burdaki şirketlerin de kariyer sayfalarını gözden geçirmenizi mutlaka öneririm. Örneğin biz şu şekilde arama yapmıştık:

  • Top Software Companies in Germany
  • Best-funded Software Startups in Germany
  • Best place to work in Germany

İlk Görüşme, İlk İzlenim

Başvuruları tamamladıktan sonra, adeta oltayı denize atan bir balıkçı gibi başlıyoruz beklemeye. Geri dönüşleri beklemek gerçekten heyecanlı bir süreç. Bir diğer heyecan da ilk görüşmeyi gerçekleştirmek.

Bizim deneyimlerimizde ilk görüşme her zaman Human Resources (HR) ile oldu. HR ile yapılan görüşmeler aslında aday ile ilgili bir ilk izlenimin yanı sıra aslında sizin de pozisyonun beklentilerini ve vaadettiklerini anlayabileceğiniz görüşmelerdir.

HR genel olarak sizin deneyimlerinizden “keyword”ler çekmeye çalışır. İlk görüşmede bu yüzden ilgilendiğiniz teknolojileri de mutlaka belirtmenizi öneririm. Örneğin, “X projesinde çalıştım.” yerine “X Projesinde Micro Service Architecture ile Spring Cloud kullanarak geliştirme yaptım.” çok daha iyi bir izlenim olacaktır. Çok detaya girmeden fakat üst perdeden de olsa kullandığınız teknolojileri ve deneyimlerinizi aktarmak çok önemli.

Çoğu zaman maaş beklentinizi de soracaklardır, sürece devam edip etmemek açısından bu da tabi ki çok önemli bir parametre. Eğer sorulmamışsa siz de bu pozisyon için şirketin düşündüğü aralığı sorabilirsiniz. Sonuçta sürece devam etmemeye siz de karar verebilirsiniz.

Bu aşamanın, iki tarafında birbirini tanıdığı ve ilk izlenimlerin alındığı bir görüşmeden öteye geçeceğini düşünmüyorum. Çok isteksiz ya da çok tutuk bir konuşma geçmediği sürece bu aşamayı rahatlıkla atlatabilirsiniz. Eğer İngilizce açısından heyecanlanacağınızı düşünüyorsanız, mutlaka görüşme öncesinde özgeçmişinizi yani üniversite mezuniyetinden, günümüze kadar olan kısmı akıcı bir şekilde anlatmayı birkaç kez İngilizce mutlaka tekrar edin. Bu pratik; heyecanlanmadan, hatta takılmadan akıcı bir şekilde geçmiş deneyimlerinizi anlatmaya olanak sağlayacaktır. Bu aşamadan sonra genellikle teknik görüşme ile süreç devam eder.

Teknik Görüşme Öncesi Assignment’lar

Görüştüğümüz pozisyon Yazılım Mühendisliği olunca, “hands on practice” görmek tabi ki işverenlerin temel beklentisi oluyor. Geçmiş deneyimlerimiz ne kadar heyecan verici de olsa, günün sonunda bunu “ellerimizi kirleterek” karşı tarafa da ispatlamamız bekleniyor. Bu aşama şirketten şirkete değişen bir süreç. Genel olarak; görüşme öncesi bir assignment projesi ya da algoritma sınavı gönderilmesi veya kod yazma kısmının tamamen görüşmede gerçekleşmesi en çok tercih edilen yöntemler.

Giriş bölümünde bahsettiğim, “hands-on practice” sürekli tartışılan bir konu olmuştur. Adayın yıllarca deneyimi olmasına rağmen, milyonlarca kullanıcıya ulaşan ürünlerde binlerce satır kod yazmasına rağmen, halen ondan bir algoritma sorusunu cevaplamasını beklemek birçok adaya itici gelir. Bu konu her ne kadar tartışmaya açık olsa da, şuan birçok şirket mutlaka algoritma sorusu sorarak adaydan bu soruyu çözebilecek kodu yazmasını hatta sınır değerlerine göre bunu test edebilmesini bekliyor.

Pandemi öncesi dünyada eski şirketimin de tercihi adayı fiziksel olarak şirkette misafir edip, beyaz kağıt üzerine soruların cevaplarını beklemek şeklindeydi. Şimdi düşününce aslında çok mantıksız geliyor fakat dört beş sene öncesine kadar birçok şirket mülakat süreçlerini bu şekilde yönetiyordu. Neredeyse çağdışı olmasına rağmen yine de problem çözme yeteneğini ölçmek adına tercih edilen bir yöntemdi.

Pandemi ile birlikte, “online coding platformları”na olan talepte patlama yaşandı. Yazılım şirketleri özellikle bu alanda lider konumdaki Hackerrank ya da Codilty gibi sitelerle anlaşarak teknik görüşme stratejilerini tamamen değiştirdi ve teknik görüşmeciyi de ilk aşamadan çıkardı. Yani aday evinde istediği bir zaman aralığında algoritma sorusunu cevaplayabiliyor. Bu çok güzel bir yöntem olarak görünse de beraberinde önemli bir problemi getirdi: “cheating”.

Soruların çok hızlı bir şekilde internete düşmesi ya da adayın kendisinin yerine başkasını sınava sokması gibi çekincelerden dolayı bu platformlara olan güven azaldı. Buna ek olarak, bu sistemler çoğu zaman 1 ya da 0 şeklinde çalışır. Yani ne kadar doğru yolda ilerleseniz de sonuca ulaşamadığınızda beklenen eşik değer skoru alamaz ve elenirsiniz. Bu gibi etkenlerin işe alımcıları başka arayışlara ittiği kendi sürecimde de ilk gözlemimdi. Başvurularımdan sonra hackerrank ya da codility gibi platformlardan gelen sınavların sayısı azınlıktaydı.

Peki, şuan trend nedir? Yöntem her ne kadar tartışılsa da şuan gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki, eski mülakat yöntemi dijitalleşerek tekrardan bir numaraya oturmuş. Sürece teknik görüşmeci tekrardan davet edilmiş. Mülakat başladığında bir kod editorü linki paylaşıyor. Bu linkte değişiklik yapabiliyor. Yani işe görüşmeci bir soru yazıyor. Sonrasında aday da kodu bu editorde başlıyor yazmaya. Teknik görüşmeci de herhangi bir noktada müdahale edebiliyor. Aslında eskiden fiziksel ortamda yapılan görüşmeler beyaz kağıttan ve toplantı odasından alınıp online bir görüşme ve editöre geçirilmiş. Girdiğim görüşmelerin yüzde sekseni bu şekilde ilerledi diyebilirim.

Hangi yöntemle ilerlenildiğinden bağımsız olarak “Algorithmic Challange” sorusu bir Yazılım Mühendisi İş Görüşmesi için deneyime bakmadan mutlaka çok önemli bir nokta. Eğer bu aşamada algoritma sorularından çekinen ya da heyecanlanan arkadaşlar varsa hemen paniğe kapılmasınlar. Biraz kendimden örnek vermeliyim bu kısımda.

Benim de iş başvurularına başlamadan önce en çok tedirgin olduğum ve belki de biraz korkarak yaklaştığım kısım buydu. Hatta kariyerimin son iki-üç senesinde neredeyse hiç kod yazmadığım için bu aşamayı geçebileceğime inancım neredeyse yoktu. Bu sebeple, iş başvurularına başlamadan önce bir adım geri atarak öncelikle kendime bir ay kadar hazırlık süresi verdim. Bu sürede normal işlerimden arda kalan sürede hatta çoğu zaman mesai sonrasında bir plan izleyerek tekrardan bilgilerimi pekiştirip tüm başvurulara o şekilde başladım. Peki bu hazırlık kampını nasıl geçirdim?

Öncelikle ilk tavsiyem hergün ,ya da mümkün olan sıklıkta, bir ya da iki tane algoritma sorusu çözmek. Bunu Hackerrank, Leetcode gibi sitelerde bir hesap açarak yapabilmek mümkün. Bu siteler algoritma çözmeyi oyunlaştırdığı için; kolay, orta sonrasında da zor seviyelere giderek kendinizdeki gelişmeleri de gözlemleyip eğlenceli hale getirebilirsiniz. Buna ek olarak, bu sitelerde sorunuzun sadece cevabından çok cevabın performansı da test edildiği için sizi en doğru “Time Complexity”de çözümü bulmaya teşvik edecektir.

Algoritma sorularını çözmek kadar, arka planda yatan mantığı anlamak ve mümkün çözümlerden performansı en iyi olanı bulabilmek de iş görüşmelerinde istenilen yetkinliklerden. Özellikle işin matematiğinden başlayarak, ve farklı yaklaşımları irdeleyerek algoritma problemlerini inceleyen iki kitap bana çok yardımcı oldu. Bu kitapları da okumanızı tavsiye ederim. Her ne kadar bir ayda bu kitaplar bitmeyecek olmasa da, en azından ilerlenebilen yere kadar da çok fayda ağlayacaktır.

  • Cracking the Coding Interview, Gayle Laakmann McDowell
  • Introduction to Algorithms (ben Türkçe çevirisini kullandım), Thomas H. Cormen
kitaplar

Algoritma soruları ile ilgili deneyimlerimi paylaştıktan sonra, şimdi de küçük bir demo proje şeklinde ilerleyen size “requirement”lar şeklinde verilen tasklarla ilgili deneyimlerimi aktarayım.

Genellikle bir haftaya yakın bir sürede verilen requirement’ları tamamlamanız, hatta bazen bunları çalışır şekilde verilen server’lara deploy etmeniz bekleniyor. Bu tasklar, mevcut işlere ek olarak yapılan küçük ölçekli bir proje gibi olduğu için adaylar tarafından ,haklı olarak, eleştirilen bir yöntem. Fakat deneyimlerime göre çok düşük sayıda da olsa halen bu şekilde task gönderen şirketler mevcut.

Bu süreçte işleyiş nasıl oluyor peki? Öncelikle requirement’lar size iletiliyor. Aynı zamanda size kodu nasıl göndermeniz gerektiği bilgisi; bazen GitHub hesabı, bazen şirkete zipleyip mail atma şeklinde, hatta deploy edilmesi isteniyorsa server bilgileri de veriliyor. Sonrasında da teknik görüşme sırasında bu kodu birlikte review ederek ilerliyorsunuz. Burdaki istenilen tasklar tamamen pozisyonun gerektirdiği teknik konulara göre de olsa benim başvurduğum pozisyonlarda , genellikle “CRUD Application“ların farklı versiyonları şeklindeydi.

Bu aşama için de önerim, kodu göndermeden önce mutlaka dikkatlice “review” etmeniz. Her çalışan kod, mülakatı geçeceğiniz anlamına gelmiyor malesef. Kod standartları ve takip ettiğiniz “design pattern”ler teknik görüşmecilerin üzerinde durduğu noktalar genellikle.

Bir diğer önemli nokta da Unit Test hatta Integration Test yazmak. Bu kesinlikle bir artı olacaktır. Özellikle Restful bir Web Service istenilmişse API dizayn ederken uyulması gereken standartlar kendi yaptığım task’ta başıma iş açan konulardı. Restful API standartları için bu kaynağı tavsiye edebilirim.

Sadece Algoritma ve Kod Yazmak mı?

Öncelikle doğru soru sanırım “tek bir teknik görüşme mi var?” olmalı. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak diyebilirim ki, teknik görüşmeleri bazen bölerek yani bir uzun teknik görüşme yerine iki ya da üç tane teknik görüşme de yapabiliyorlar. Yazımıza en önemli konu diyerek algoritma ile başladık ama tabi ki teknik görüşmelerde de ilk olarak adaydan geçmiş deneyimlerini aktarması beklenir. HR görüşmesinden farklı olarak bu noktada çalıştığınız projelerin teknik detaylarından, mimarisinden ve kullanılan teknollojilerden, bahsetmeniz mutlaka çok faydalı olacaktır.

Bunun yanı sıra “user” perspektifinden de projenin kullanımı yani “Use Case”ler teknik görüşmecilerin duymak istediği detaylarıdr. Benim önerim, her projede bu detaylara girmektense seçtiğiniz bir projede bu detaylardan bahsederek gidişatı istediğiniz yöne çekebilirsiniz. Çok daha hakim olduğunuz bir projeyi belirleyip görüşmede en çok ona ağırlık verebilirsiniz.

Günümüz yazılım dünyasında birçok şirket T Shaped Software Engineer arıyor. Yani özetle, Java Uzmanı, Frontend Uzmanı gibi değil de Full Stack Software Development yapabilecek, gerektiğinde automated Unit ya da Integration Test yazabilecek hatta Infrastructure kurulmasına, bunun bakımının yapılmasına da destek olacak yetenekler arıyorlar. Bu sebeple, özellikle cloud deneyiminiz varsa, bu ürünlerin nasıl deploy edildiği burda fizibilitenin ya da load balance’ın nasıl sağlandığı ile ilgili araştırmalar yapmanızı tavsiye ederim. Bu sorular görüşmelerde çok sık karşıma gelen sorulardı. Hatta, ilk iki teknik görüşmede Docker ve Kubernetes sorularında çuvallayınca, bu konuyla ilgili Udemy’den bir kurs takip ederek üçüncü mülakata o şekilde hazırlanmıştım.

Soru Sormak

Herşey yolunda gider de teknik etabı geçereseniz, ki yukarıda da dediğim gibi birden fazla da teknik görüşme olabilir. Bir sonraki görüşme genelde iki ya da üç seviye üstteki bir yönetici ile oluyor. Yani bu yönetici bazen Head of Engineering, Director of Engineering, Product Owner ya da Project Manager olabiliyor.

Bu aşamada yöneticilerle olan görüşmelerde çok teknik detaydan ziyade görüşme daha çok ürünün özellikleri, ya da bir diğer deyişle “Use Case”ler, ürünün geleceği, buraya eklenebilecek potansiyel özellikler gibi konularla ilgili olur. Aslında çoğu zaman burdaki yönetici kendisine sizden bir merak ve vizyon geçmesini ister. Ürün ya da proje ile ne kadar ilgilenirseniz ve ürün üzerine fikirlerinizi paylaşırsanız şansınız o kadar çok olacaktır. Başıma gelen talihsiz bir olayı paylaşarak devam edelim.

Almanya’dan bir şirket ile sürece başlamıştım. İki teknik aşamayı tamamen algoritma çözme, design tartışma, mimari ve infrasturcute soruları ile geçtikten sonra bir “Senior Product Owner” ile görüşmeye geçtik.

Görüşme gerçekten benim adıma iyi başlamıştı. Kendimi çok iyi ifade ettiğimi düşünerek motive bir şekilde ilerliyordum. Söz karşı tarafa geçince, Product owner projeyi detaylı bir şekilde anlattı. Ben de büyük bir heyecanla dinleyerek notlar alıyordum. Sonrasında, “Şimdi senin sorularına geçebiliriz.” dedi. Ben de çok pozitif bir ifadeyle ve herşeyi anladığımı vurgulamak isteyerek, “Detaylı anlatımınız için çok teşekkürler, herşeyi çok net anladım” dedim. Görüşmeyi bu şekilde sonlandırdık.

Projeyi ve teknolojileri heyecan verici bulduğumdan ve benim için güzel geçen de bir görüşme olduğu için, görüşme sonrasında keyifli bir şekilde dinleniyordum. Tam da bu sırada Almanya’dan gelen bir telefon ile heyecanlandım. İlk düşündüğüm şey bir sonraki aşama için ya da teklif için aradıklarıydı. Fakat yanılmışım.

Telefon eden kişi sürece başladığımız HR’dı. Biraz hayal kırıklığına uğramış bir sesle görüşmeden negatif feedfback geldiğini söyledi. Çok şaşırmıştım. Çünkü teknik konular üzerine soru cevap olsa ve sorulara cevap veremesem anlayacağım bir durum iken tamamen sohbet şeklinde geçen bu görüşme neden olumsuz geçmişti? Hiç anlam veremedim ve sebebini sordum. Sebebi karşısında çok daha şaşırdım.

Hiç soru sormadığım için negatif geri dönüş yapılmıştı. Genellikle heyecanımı ve bu pozisyonu istediğimi karşı tarafa hep hissettirsem de soru sormak ve projenin detayını öğrenmeye çalışmak da demek ki görüşmeleri etkileyen önemli bir özellikti. Biraz üzülerek fakat yeni bir deneyim de kazandığıma sevinerek süreci sonlandırmak durumunda kaldık.

Süreçten Kopmamak

Yurtdışı macerası her ne kadar uzun ve yorucu bir süreç ile başlasa da süreç boyunca motivasyonu korumak ve inanmak en önemli şey. Bu yolda başarısızlıklar yaşamak hatta bazen tam oldu derken hayal kırıklığına uğramak da üstesinden gelinilmesi gereken zorlayıcı faktörler. Kendi hikayem de umutların tükendiği yerden başlamıştı.

Sürece Almanya odaklı başlayıp birçok denemeden sonra, bir şirket ile epey ilerledik. Beş aşama geçtikten sonra Director of Engineer ünvanında bir işe alımcı ile de keyifli geçen bir görüşmeden sonra başladım beklemeye. Görüşmeden sonra beş on dakika geçmişti ki HR aradı ve aynı gün hemen bir tane daha ve final olan bir görüşme yapmak istediklerini söyledi. Hatta “Yarım saat içerisinde müsaitsen, hemen organize edebiliriz” diye de aceleci bir tavırla konuşuyordu. Ben de tabi ki büyük bir heyecan ile kabul ettim.

Görüşme davet maili gelene kadar tabi biz eşimle çoktan bir rüyaya kapılmıştık. Almanya biletine artık sadece bir görüşme kalmıştı. Bu son mülakat olduğu için tahminim yine üst düzey bir yönetici adayı tanıyıp son onayı vermek için görüşme yapmak istiyorlar diye düşünüyordum. Mevcut şirketimde de rutin gerçekleştirdiğimiz süreç bu şekildeydi.

Davet maili elime ulaştığında görüşeceğim kişi yazmazken sadece “Bar Raiser Interview” yazıyordu. Tabi başta olayı hiç anlamadım. Biraz araştırdıktan sonra anladım ki aslında bu bir görüşme çeşidi ve Amazon tarafından ortaya atılmış. Temel mantığı da spor salonlarındaki ağırlık barını düşünün, bu barı iki tarafta da yakın güce sahip bir kişi kaldırmazsa barın yükü bir tarafa binecektir. Bunu önlemek adına, sizin görüştüğünüz departmandan olmayan, tamamen dışlarıdan gelen biri de sizle görüşme yapıyor. Tabi ki hem teknik hem de davranışsal soruları içeriyor. Bu gerçek beni epey hayal kırıklığına uğrattı. Haftalar önce gerçekleştirip geçtiğim teknik görüşmelere sanki bir anda dönüvermiştik.

Bu moral bozukluğu ile teknik görüşmeye başladık. Karşıma gelen teknik görüşmeci database işleri yapan bir ekipte yöneticiymiş. Hayatında Java ya da Spring hiç kullanmamış tamamen Database Administrator gibi bir rol. Yani geçmiş tecrübelerimizin hiç ortak noktası yok. Bir de üstelik database de benim yumuşak noktamdı. Çok deneyimim yoktu.

Karşı taraf kendi hakim olduğu alandan soruları sordukça benim de mülakatın gidişatı ile ilgili umutlarım tükeniyordu. Bir diğer önemli faktör de hiç beklemediğim bir anda çıkan bu teknik görüşmeye karşı içimde önlemeyedeğim müthiş bir isteksizlik vardı. Kafamda süreçten çoktan kopmuştum. Mülakat bittikten sonra çok geçmeden red mailini aldım.

Bu esnada, benim Almanya’da sürecim neredeyse başarılı olacağını düşünerek eşim de Almanya’da başvuruları hızlandırmış ve bir şirket ile neredeyse teklif aşamasına gelmişti. Tabi bir anda gelen bu olumsuz haber moralimizi bozdu.

Kısa süren bir üzüntüden sonra kendimi toparlayıp, hız kesmeden Almanya başvurularına tekrardan başladım. Aldığım geri dönüşlerden biri çok ilginçti. Mail tamamen Almanca’ydı. Ben de maili İngilizce’ye çevirip sonrasında da Almanca bilmediğimi de ekleyerek cevapladım ve görüşmeyi organize ettik. Sonrasında şans yüzüme güldü ve bu şirketten teklif aldım halen de bu şirkette çalışıyorum. Hayat bir kapıyı kapatıp diğerini açmıştı.

Uzun uzun paylaştığım deneyimlerden sonra aslında en büyük tavsiyem “istemek” ve “inanmak”. Kendinizi yeni başlayacağınız işte hayal ettiğniiz sürece bu enerji iş görüşmelerine de yansıyacaktır.

Herkesin hayal ettiği işe ulaşabilmesi dileğiyle;

Hoşçakalın

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close